BARCELONA “CAL PEP” VOL.2
IMG_0223

Barcelona’ya geri dönüyoruz ve biraz burada kalıyoruz. Ben buraya yazdıkça ve çekilmiş yemek fotoğraflarına baktıkça, o yemekleri tekrar yemek ve yeniden orada olmak istiyorum.
Belli mi olur, belki bir zaman yeniden yolum düşer.

Cal Pep Barcelona’da gittiğimiz restaurantın adı, tamamen şans eseri bulunup, iyiki de bulmuşuz dediğimiz bir mekan. Elimizde bulunan Barcelona kitapçığında verilen çoğu restaurant Ağustos döneminde kapalıydı. Hep iyi yemekler yemek istediğimizden, bir akşam feci acıkmış bir şekilde, biraz da sinirli bir halde dolana dolana “nerede yesek” diye bakınırken, Cal Pep’i ve kapısındaki uzun kuyruğu gördük, “sıra olduğuna göre güzel bir yerdir” mantığıyla biz de başladık beklemeye, ne ile karşılaşacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yok kesinlikle. En fazla ne olabilir ki, masaya oturacaksınız menü gelecek, iyi ya da kötü yemek yiyeceksiniz diye bir düşünce içine girerseniz, çok yanılırsınız, çünkü burada ne menü var ne masa 🙂
Tamam masa arka tarafta sonradan gördük, ama sadece rezervasyon ile gelenler oturabiliyor, biz de hem sırada bekleyip hem de barda oturuyoruz.

İstanbul’a dönünce Cal Pep hakkında araştırma yaptım ve aslında çok ünlü bir yer olduğunu öğrendim. Cap Pep’in müdavimleri arasında Woody Allen, Nicholas Cage gibi ünlüler varmış.

Dediğim gibi burada menü yok ve dolayısıyla fiyat da yok, ne, ne kadar bilmiyorsunuz. Bara oturduğunuzda size ne yemek istediğinizi soruyorlar, ikram domatesli ekmekler burada da var. İspanya’nın en meşhur Tapas restaurantında tapas yemedik, siz böyle yapmayın, her şeyin tadına bakın.
Karşınızda çeşit çeşit deniz ürünleri duruyor, çeşitli midyeler, karides, kalamar, kerevit, istediklerinizi seçip sipariş ediyorsunuz, gerisine şef karışıyor, nasıl pişirilmesi gerektiğine o karar veriyor. Şef yemek yapmıyor ama sürekli aşçıların başında ve siz de barda oturup yediğiniz için, hem aşçılaları hem de şefi yakından görebiliyorsunuz.
Siz ne yediniz derseniz, şimdiye kadar yedğim en iyi levrek ve en en iyi midyeleri yedim diyebilirim.

IMG_0225

Biraz dil balığı tadında, bol tereyağlı bir balık. Yediğim midyelerin fotoğrafını çekemedim. Midyeler geldiğinde şef kendi elleriyle zeytinyağı, sirke ve karabiberle midyelerimizi tatlandırdı, ben de hayran hayran kendisini izledim. Bir midye hayranı olarak, şimdiye kadar yediğim en iyi midye, Nice’de yediğim ise ikinci sıraya düştü.

Orada karşılaştığımız bir sürpriz, herkesin önünde bulunan amerikan servisi ayrı ayrı çizilmiş şefin karikatürleri idi. Bizim oturduğumuz yerde bize denk gelen amerikan servisi ise işte buydu

IMG_0224

Türkçe domatesli ekmek tarifi verilmiş, bunu görünce hemen “burada Türk mü çalışıyor?” diye sorduk ama öyle değilmiş, her dilden yazılar yazıyorlarmış. Bunun da tam bizim önümüze denk gelmesi komik oldu.

Şimdi okuduğuma göre İstinya Park içinde de “Pep Tapas” diye bir yer varmış ve burasının da mutfak şefi Pep’in oğlu Jordi imiş. Buradaki tapasların da çok güzel olduğu yazıyor, bizde Barcelona’ya gidemezsek buraya gideriz o zaman.

http://calpep.com/ingles/ingles.html

Written by Simge Çalışkan

Küçükken hep mutfağa girerdim, çok güzel yemekler yapardım..." diye cümleye başlamak isterdim ama benim hikayem maalesef böyle başlamıyor... Evlenince aç kalmamak için yemek yapmaya başladım, soğan ve sarımsaktan nefret eden bir insandım... Bu yüzden soğansız yemek yapma girişimlerim de oldu ama tatsızlıkla sonuçlandı. Böyle bir insanın aşçı olmaya kalkışması pek de tutkulu görünmüyor farkındayım. Ama evde her gün yemek yapınca aslında yemek yemesini ve yapmasını çok sevdiğimi sadece farklı tatlar aradığımı farkettim. Yeni kitaplarla değişik yemekler denedim, yedim, içtim... Daha sonra gazetede gördüğüm bir ilanla Mutfak Sanatları Akademisi'ne yazıldım. Gerçek mutfakta çalışmak nedir hiç bilmezken mutfağın enerjisine, hızına ve hatta o adamı öldüren stresine bile aşık oldum ve artık diplomalı bir aşçıyım..

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir