AU REVOIR PARİS
197498_10151183129738279_1487337769_n
Paris’e  giderken çok yakın bir arkadaşım da bizimle gelecekti ve son anda vize ile ilgili problemler olunca gelemedi.
Oradayken “Eyfel Kulesi’ne gidince bana da fotoğraf yolla” dedi.
Ben de ona “Eyfel dediğin nedir ki, koca bir demir yığını” demiştim ama o da biliyor ki bu kocaman bir yalandı.
Havaalanından çıkıp, arabayla otele giderken, etrafı seyrediyoruz ve birden karşımıza çıktı Eyfel…
Heyecanlandık, gerçekten çok heyecanlandık 🙂
Sanki yakından görmeyecekmişiz gibi, telefonla, fotoğraf makinesiyle giden araba içinden fotoğraf çekmeye çalışıyoruz, halimiz komikti.
IMG_0426
3.günümüz de sabah yola çıkıyoruz ve gideceğimiz ilk yer Eyfel Kulesi, inanılmaz bir yağmur vardı, yağmurun tek faydası kuleye çıkmak için hiç sıra beklemedik, kuyrukta söylenenlere göre 3saat bile bekleyen oluyormuş bilet kuyruğunda.
Her şeyi online halletmek en iyisi, biletini internetten alanlar hiç sıra beklemeden giriyorlar.
İkinci kata çıkmanın fiyatı 8,50 E, merdivenle çıkılırsa daha ucuz ama daha günün başında yorgunluktan ölmeye niyetimiz yok.
En üst katına çıkmak için fiyat daha fazla ama ne kadar bilmiyorum, ben ikinci kata zor çıktım.
IMG371
Eyfel’den Palais de Chaillot
Yağmur da ıslanmışız, saçımız başımız dağılmış, üşümüşüz de Eyfel’de romantizm yalan oldu tabii, hemen baksak, fotoğraf çeksek de gitsek derdine düştük.
Yine hazırlıklıyız öğle yemeğini nerede yiyeceğiz derdimiz yok, hemen listemizde bulunan Cafe Constant‘a doğru gidiyoruz.
Burayı Paris hakkında araştırma yaparken Türk bir blogdan not almıştım.
Küçük bir yer, yine birbirlerine yakın masalar, alıştım zaten artık kaynaşıyorum herkesle…
Öğle için başlangıç, ana yemek ve tatlıdan oluşan fix menüleri varmış ama biz bunu kaçırdığımız için bir tek ana yemek söylüyoruz, iyi de oluyor aslında.
IMG_0364

Poached cod served with seasonal vegetable, garlic mayonnaise
Şanslıyım ki şahane bir yemek yedim. Cod morina balığı demek ve ben ilk defa bu balığı yedim. Poşe tekniğiyle yapılan balıkları çok severim, hafif olurlar, bu yüzden de yemek tam bana göreydi.
Yanında gelen haşlanmış sebzeler diri diri haşlanmışlar, içlerinde pancar da vardı çok lezizdi.
Ayrıca yanında sarımsaklı mayonez de geliyor ve balıkla inanılmaz güzel oluyor.

IMG379

Eşim iddialı bir yemek söylüyor yine, ben yer miyim bilemiyorum 🙂
Bu her zaman menüde olmuyormuş, bu yüzden tam adını bulamadım.
Şu kahverengi parça baş, biraz yağlı. Beyaz olan ise beyin. Bu yemeğin içinde dil de olacaktı aslında ama dil ellerinde olmadığı için eksik geldi.

Burada da İngilizce menü var, çalışanlar da sempatik.
Burasının mutfak şefi Christian Constant, kendisinin bir sürü yemek kitabı da var.
Karnımız doydu, yağmur da kesildi, biz ısındık mutluyuz düştük yollara.

IMG_0330

Eyfel kulesinin yakınında her yerde renkli renkli ayıcakların bulunduğu bir sergiye denk geldik. Burada her ülkenin tasarladığı bir ayı vardı, işte bu da bizimkisi..

IMG_0331

Eyfel’den çıktıktan sonra Palais de Chaillot’dan geçerek Arc de Triomphe‘ye gittik.

Zafer Anıtı’nın da tepesine çıkılıyor ama biz çıkmadık. Buradan da doğruca Champs-Elysees (şanzelize) doğru yürüdük.

Çok büyük ve kalabalık bir cadde, her yerde mağazalar var.
Benim burayı pek sevdiğim söylenemez, alışveriş yapacaklar için güzel olabilir belki.
Her yerde ünlü markalar var, uzun uzun vakit geçirdiğim tek yer Disney mağazası oldu.

Bu caddede bulunan Laduree  inanılmaz lüks, içerisi de çok kalabalıktı, yorgunluk kahvemizi burada içmek için girdik ama yer bulamayınca çıktık.

Buradan da Grand Palais ve Petit Palais‘a doğru yürüdük. Buralarda sergiler oluyormuş, biz geçerken de bir serginin açılışı vardı sanırım çok kalabalıktı.
IMG400
Place De La Concorde

Buradan da Concorde Meydanı‘na gittik, burası Marie Antoinette ve daha 1300 kişinin giyotinle öldürüldüğü  yer. Ortada bulunan dikilitaş ise, 1829’da Ramses Tapınağından getirilmiş.

Concorde Meydanı’nın hemen yakınında Pont Alexandre III var, bu köprüden de çok güzel fotoğraflar çekilebilir.

IMG_0477
 Pont Alexandre III
En son Jarden des Tuileries’e doğru gidiyoruz.
Bütün bu yerler birbirlerine yakın zaten, sadece Eyfel’e gelirken metroya bindik, ondan sonrası ise hep yürüyerek.
IMG_0511
Jardin Des Tuieries
 

IMG_0514Parkın içinden Concorde’a bakış

Parktan çıktıktan sonra Rue de Rivoli caddesine çıktık, burası da benim en beğendiğim yerlerden biri oldu.
Burada da hediyelik eşya alabileceğiniz bir sürü küçük dükkanlar var.

 

LEON DU BRUXELLES
IMG_0543
Fransa’ya gelip de midye yemeden dönemezdim kesinlikle, Paris’te ya başka güzel midye yapan yer yok, ya da kimse buradan başka yer bilmiyor. Nerede okuduysam her yerde karşıma burası çıktı.
Ama buradan daha iyi midye yapan bir yerler de mutlaka vardır.

IMG_0536

Başlangıç olarak patatese sarılıp, kızartılmış karides yedik. Çok güzeldi.

IMG407

Midyeler çeşit çeşit, rokfor peyniri ile yapılmış olanı bile var. Ben sıradan olanı tercih ediyorum. Soğan ve sarımsakla pişmiş olanından.
Midyeler çok temiz, neredeyse hiç temizlenmemiş bir midye tatmak zorunda kalmıştım. Deniz kokusu dahi yoktu.
Midye yapılan yerleri arayacak vaktiniz yoksa gidip burada rahatlıkla yiyebilirsiniz.

 

CHEZ DUMONET

Desktop


Paris’te son günümüzü Louvre Müzesi’ne ayırdığımız için ayrı bir post hazırlamak istemedim.
Son akşam yemeğimizi Cafe Fernando’dan okuduğum Chez Dumonet‘te yedik.
Mutlaka rezervasyon gerekiyor, biz akşam için rezervasyon yaptırmaya gittik ama iki gün sonraya yer ayarlayabildik, o da son günümüze denk geldi.

Burada masamıza ikram olarak karnabahar çorbası geldi. Bundan önce gittiğimiz yerlerde hiç ikramlık bir şeyler yoktu.
Paris’te her yerde mutlaka ördekli tarifler var ama ben bunu Chez Dumonet’e sakladım ve orada yedim.
Aslında Boeuf Bourguignon da aklımda kaldı, ama bu yemeğin içine domuz koyduklarını bildiğimden yine ağır gelir diye yemek istemedim, ama iyi yapan bir yerde bu yemeği denemek gerekir aslında diye sonradan düşününce, yemediğime de üzüldüm.

Benim aklımda ördek olduğu için yemek seçmem kolay oldu ama eşim zorlandı ama yine çok acayip bir yemek siparişi verdi.

Picture1
 Confit de Canard
Dışı çıtır çıtır içi ise, uzun piştiği için tel tel dağılan bir et yedim, yanında gelen patatesler ise çok daha lezzetliydi.
Picture2
Millefeuille de Pigeon et ses cuisses confites
Eşimin bu tatilde hep iddialı yemekler yediğini her seferinde yazdım zaten, tamam ben de et yiyorum ama bazı şeyleri de yiyemem sanki.
Pigeon güvercin demek, yiyebilecek olanlar varsa denemeli aslında, değişik bir tat ve denemekten kaçmamak gerekir.
Ben minicik tadına baktım, güzeldi, eşim yine tüm tabağı silip süpürdü.
Sanırım burada iki pişirme yöntemi kullanılmış. Çünkü kıtır kıtır patateslerin arasında bulunan etler biraz az pişmişti, fotoğrafta da belli oluyor zaten kırmızılık hala var.
Ama diğer kısımları patateslerin arkasında kalmış parçalar uzun süre pişirilerek konfit hale getirilmişti.
Picture3

Ben daha önce bu kadar kabarmış bir sufle hiç yememiştim, eğer sufle bu ise bizim yediklerimiz ne, yanında Grand Marnier ile servis ediliyor. Cenk’in yazısını okumasam likörün içine dökülerek yenmesi gerektiğini anlamazdım sanırım.
Sufle likör ile çok güzel olmuştu, bol yumurtalı olduğu belli, likör yumurta kokusunu bastırıyor biraz.
Tek kişi için çok fazla miktarı, iki kişi için bir adet sufle ideal.

Burada İngilizce menü yok, bu yüzden biraz zorlanabilirsiniz ama garsonlar yine yardımcı oluyorlar.

CAFE CONSTANT
139, Rue Saint-Dominique
75007, Paris

CHEZ DUMONET
117, Rue Du Cherche-Midi
75006, Paris

Written by Simge Çalışkan

Küçükken hep mutfağa girerdim, çok güzel yemekler yapardım..." diye cümleye başlamak isterdim ama benim hikayem maalesef böyle başlamıyor... Evlenince aç kalmamak için yemek yapmaya başladım, soğan ve sarımsaktan nefret eden bir insandım... Bu yüzden soğansız yemek yapma girişimlerim de oldu ama tatsızlıkla sonuçlandı. Böyle bir insanın aşçı olmaya kalkışması pek de tutkulu görünmüyor farkındayım. Ama evde her gün yemek yapınca aslında yemek yemesini ve yapmasını çok sevdiğimi sadece farklı tatlar aradığımı farkettim. Yeni kitaplarla değişik yemekler denedim, yedim, içtim... Daha sonra gazetede gördüğüm bir ilanla Mutfak Sanatları Akademisi'ne yazıldım. Gerçek mutfakta çalışmak nedir hiç bilmezken mutfağın enerjisine, hızına ve hatta o adamı öldüren stresine bile aşık oldum ve artık diplomalı bir aşçıyım..

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir